Yazar 5:30 pm Mikrobiyoloji

 İçimizdeki Mikrop Ekosistemi: Mikrobiyota

Yazar: Zehra Köleli
Editör: Tuğçe Gül Yeşilyayla

Giriş

Yaşamımızı şekillendiren ve doğanın dengesi açısından çok önemli görevleri olan mikropların hep olumsuz taraflarına odaklandığımız için olumlu taraflarını göz ardı ettik. Peki, bu minik canlıları birçok yönüyle ele almaya ne dersiniz?

Gut mikrobiyotası binlerce mikroorganizmaya ev sahipliği yapmaktadır.

Belirli bir çevrede bir arada yaşamını sürdüren mikroorganizmaların tümüne mikrobiyota denir. Doğum şeklimiz, yaşadığımız yerler, yiyip içtiklerimiz ve daha birçok durum vasıtasıyla mikrobiyotamızı şekillendiririz. Bu yüzden her insanın kendine özgü mikrobiyotası vardır. Mikroorganizmalar, vücudumuzda kendileri için en uygun yeri bularak oraya yerleşirler. Bu canlılar, vücudumuzun hemen hemen her yerinde olmasına rağmen bazı türler belli bölgelerde yoğunlaşmıştır.  İnsan derisinin mikrobiyomu; Propionibacterium, Corynebacterium ve Staphylococcus’un yerleşim alanıyken, vajinada Lactobacillus’un sözü geçer. Bağırsaklarımızda ise Firmicutes, Bacteriodetes, Proteobacteria ve Actinobacteria türleri en baskın olan canlılardır ve bu canlılar; çeşitli hormon, vitamin, yağ gibi moleküller üretir. [1] Buradan anlaşılacağı üzere her bölgenin kendine özgü mikrobiyotası vardır. Bu mikroorganizma topluluğu, vücudumuzun her bölgesinde bulunsa da mikroorganizmaların %95’i bağırsaklarımızda yaşar. Bağırsak mikrobiyotası ikinci insan genomu hatta ayrı bir organ olarak kabul edilir ve 3500’den fazla farklı türü içinde barındırdığı tahmin edilir [2]. Çoğunlukla bakteriden oluşsa da içerisinde arke, parazitler ve mantar (funguslar) türlerini de barındırır. [3] Bu minik canlıların barınma ve beslenme ihtiyaçlarını karşılarız onlar ise karşılığında bizim için çalışırlar. Her iki taraf da birbirine yarar sağladığı için bağırsak mikroorganizmaları ve insanlar arasında mutualistik (mutualistic) bir ilişki söz konusudur. Bu ilişki; sağlığımız, ruh hâlimiz ve davranışlarımız gibi birçok konuda önemli etkilere sahiptir. [4]

2. Mikroplar Ruh Hâlimizi Nasıl Etkiliyor?

Sindirim sistemimiz, kendine özel bir sinir ağı sistemiyle beyinle iletişim kurabilmektedir. Bu özel sinir ağı “Enterik Sinir Sistemi” (ESS) olarak adlandırılmaktadır. Mikroplar, bağırsak hareketlerini ve salgılarını etkilemek için beyinden bağımsız olarak doğrudan enterik sinir sistemine sinyal verebilir. Ayrıca mikrobiyotanın enterik sinir sistemine verdiği sinyaller parasempatik sinir sisteminin ağlarından biri olan vagus siniri üzerinden beyne taşınabilir. [3] Latince “gezinme” anlamına gelen vagus siniri, bağırsak-beyin ekseninde en hızlı çalışan yolak olma özelliğine sahiptir. Ayrıca duyusal bilgilerin %80’i beyne vagus siniri tarafından iletilir.[4] Beyin ve bağırsak, bu sinir aracılığıyla doğrudan bağlantı kurduğu için bağırsaktaki mikropların sağlıklı ve dengeli olması bizim için oldukça önemli bir hâle gelmektedir. Finlandiya’daki Turku Üniversitesinde 301 bebekten alınan dışkı örneklerinin analizi, yüksek Bifidobacterium oranına sahip olan bebeklerin, “pozitif duygusallık” sergileme olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya çıkardı [5]. Hormonal açıdan bakacak olursak bağırsaklarımızdaki mikroorganizmalar; dopaminin %50’sini, serotoninin ise yaklaşık %90’ını üretir. Bu yüzden birçok çevresel etmenle şekillenebilen mikrobiyotamızın sağlıklı olması için gerekli özeni gösterirsek ruh hâlimiz bu durumdan fazlasıyla olumlu etkilenir. [3] [6]

3. Ne Yersen O’sun

Bağırsaklarımızda çok fazla sayıda mikroorganizma çeşitliliği bulunmakta ve tükettiğimiz besinlerle hangi mikrop grubunun bağırsağımızda hüküm süreceğini şekillendirebilmekteyiz. Örneğin çok fazla karbonhidrat tüketirseniz bağırsaklarınızda provotella adlı bakteri grubu güçlenerek sayılarını artıracak ve bu bakteri grubu vagus siniri aracılığıyla beyninize kimyasal sinyaller göndererek bazı davranışlarınızı şekillendirecektir. Ayrıca obez bireylerde zayıf bireylere kıyasla Bacteroidetes’in bolluğunda bir azalma olduğu ve daha da önemlisi bunun sağlıklı bir diyetle tersine çevrilebileceği bulunmuştur. [3] Sonuç olarak söz konusu mikrobiyotamızın sağlığı olduğunda beslenme biçimimizin değeri, göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir yere sahiptir.

4. Doğum Yöntemi ve Anne Sütünün Mikrobiyotaya Etkisi

Anne karnının konforlu ortamından ayrılıp dünyaya gözlerimizi açabilmemiz için karşımızda normal doğum (vajinal doğum) ve sezaryen doğum olmak üzere iki seçenek yer alır. Bu iki seçenek arasında ise sezaryen doğum daha fazla tercih edilmektedir [7].

Normal doğum sezaryen doğuma göre zor olsa da mikrobiyota açısından oldukça avantajlı bir yöntemdir. Doğum şeklimiz, ilk olarak hangi bakteriyle tanışacağımız konusunda büyük bir role sahip. Normal doğumda bebek, doğum kanalında ilerlerken Lactobacillus adlı bir grup faydalı bakteri türüyle karşılaşır. Sezaryende ise cerrahi bir işlem olduğu için bebeğin doğum kanalından geçmesine gerek kalmaz. Bu yüzden sezaryen bebekleri bu bakteri türlerinden mahrum kalırken bunun yerine Staphylococcus gibi cilt yüzeyinde bulunan bakteri türü bakımından zenginleşirler. Bebeğin vücuduna yerleşen ilk bakteri topluluğu, mikrobiyota için uzun vadeli etkilere sahiptir. Yapılan araştırmalar, sezaryenle doğan çocukların ileride iltihaplı hastalıklar, alerji ve obezite gibi sağlık sorunlarına daha yatkın olduklarını göstermektedir. Bir bebeğin mikrobiyotası, intrauterin (fetal) dönemde oluşmaya başlar ve ortalama üç yıl içinde de şekillenir. Çocuk yaklaşık on yaşına geldiğinde ise normal doğan çocuk ve sezaryenle doğan çocuklar arasında mikrobiyota açısından görülen fark oldukça azalır. Ama burada önemli olan gelişim döneminin en önemli zamanı olan ilk üç yılda bebeğin durumudur. Zira bu üç yıl, özellikle bağışıklık sisteminin gelişimi için çok önemli olup çocuğunuzun ilerideki hastalık hayatı hakkında en kritik dönemdir. [6] Mikrobiyotanın gelişimine, doğum yöntemine ek olarak anne sütü de önemli katkılarda bulunur.

Barındırdığı faydalı bileşenler sayesinde zengin bir içeriğe sahip olan anne sütü, bebekler için en uygun besin özelliğine sahiptir. Bu sıvı; protein, yağ ve mineral gibi maddeler barındırır. Aynı zamanda 1300 bakteri türü, mantar, virüs ve arke dâhil olmak üzere çok çeşitli mikroplar içerir. [2] Yapılan çalışmalar, annenin bağırsaklarında yaşayan bir grup bakterinin dentritik hücreler aracılığıyla meme bezlerine gittiğini göstermektedir. Anne sütünde bulunan bu bakteriler bebeklerin bağışıklık ve solunum sistemleri üzerinde önemli katkıları vardır. Bebeklerin anne sütündeki bakteriler sayesinde bağışıklık sistemleri olgunlaşır ve böylelikle enfeksiyonlardan daha iyi bir şekilde korunurlar. Bebeğin sağlığı konusunda uzun vadede önemli etkilere sahip olan anne sütündeki mikroplar, yenidoğanın bağırsaklarının şekillenmesinde oldukça önemli bir role sahiptirler. Sonuç olarak sağlığımızın temeli, bu mikropların yaşamı ve çeşitliliği üzerinedir. Bu yüzden bizi biz yapan mikroplarımızın sağlıklı ve dengeli olması için gerekli özeni göstermeliyiz. [8] [9]

5. Mikrobiyota Sağlığımızı Nasıl Koruyabiliriz?

Çevresel birçok etmenden dolayı hızlı bir şekilde değişebilen mikrobiyotamızı yeniden düzenleyebilme gücüne sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Peki bu konuda neler yapabiliriz?

Meyve ve tahıl lifi gibi “prebiyotik” gıdalar içinizdeki faydalı bakterileri besler. Yoğurt ve turşu gibi “probiyotik” gıdalar ise doğrudan faydalı bakterilerle beslenmemizi sağlar. Bu tarz yararlı besinlerle beslenmek, stresi kontrol etmek, öfke ve düşmanlık gibi duygulardan uzak durmak mikrobiyotanızın sağlığı açısından önemlidir. [4] İçimizdeki mikrop ekosistemimizin kıymetini bilip gereken özeni göstermek daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam için oldukça önemli bir yere sahip.

Referanslar
[1] Yong, E. (2016). Mikrobiyota. Domingo Yayınevi.
[2] Jandhyala, S. M., Talukdar, R., Subramanyam, C., Vuyyuru, H., Sasikala, M., & Nageshwar Reddy, D. (2015). Role of the normal gut microbiota. World journal of gastroenterology, 21(29), 8787–8803. https://doi.org/10.3748/wjg.v21.i29.8787   
[3] Korkmaz, E. Sezgin, E. Ed. (2022). Genetikten Kuantuma Genç Bilimcilerimiz Anlatıyor. Siyah Kitap Yayınevi.
[4] Chopra, D. Tanzi, R. Ed. (2019). Süper Genler. Pegasus Yayınevi.
[5] Aatsinki, A.K., Lahti, L., Uusitupa, H.M., Munukka, E., Keskitalo, A.  Nolvi, S., O'Mahony, S.,
Pietilä, S., Elo, L.L., Eerola, E., Karlsson, H., Karlsson, L.
Gut microbiota composition is associated with temperament traits in infants. Brain, Behavior, and Immunity. Vol 80. 849-858. 0889-1591, https://doi.org/10.1016/j.bbi.2019.05.035  
[6] Karaismailoğlu, S. (2020). Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum. Elma Yayınevi.
[7] Wagner, M. (2000). Choosing caesarean section. The Lancet. Vol.356. 1677-1689. https://doi.org/10.1016/S0140-6736(00)03169-X 
[8] Newburg, D.S ve Walker, W.L. (2006). Protection of the Neonate by the Innate Immune System of Developing Gut and of Human Milk. PEDIATRIC RESEARCH. Vol. 61, No 1. http://doi: 10.1203/01.pdr.0000250274.68571.18  

[9] Xiao,L.,   van De Worp, W., Stassen, R.,  Maastrigt, C.V.,   Kettelarij, N., Stahl, B.,  Blijenberg, B., Overbeek, S.A., Folkerts, G.,  Garssen, J.,   Land,B.V. (2019). Human milk oligosaccharides promote immune tolerance via direct interactions with human dendritic cells. Innate immunity. 49: 1001–1014. http://doi:10.1002/eji.201847971  
Hana Atraqchi

Kapat